5 Ağustos 2016 Cuma

Ûfunet

Bir yerden başlamak gerekiyordu.
Yazmaya yazmaya insan sözcüklerini kaybediyor sanki.

Bazen kendi sesime katlanamıyorum bazen de sessizliğime...
İnsan susamadığında kayboluyor; anlamı yitirilmiş, öylesine kurulmuş, ağır küflü kokuşmuş cümleler arasına sıkışıp kalıyor. Bazen düşünüyorum da zamanımın çoğu susuşunu bilmediğim insanlarla diyalog içerisinde geçiyor, ne acı! Bazen cümlelerim bitmiş anlatılacak her şeyi anlatmışım gibi geliyor. 

Çoğu zaman ağlıyorum, ağlamayı sevmiyorum ama kaybettiğim şeyin büyüklüğünü hatırlamazsam sana  ihanet edecekmişim gibi geliyor. Belki de sahip olduğum, senden bir parça taşıyan tek şey artık gözyaşlarım. Hem artık canım yanmıyor, insan daha ne kadar özleyebilir ki? Uykumda gelirsin, sarılıp ağlarım belki...

Tam her şey iyi derken bir ûfunet basıyor, sonra o da geçiyor.

İçimde yokluğuna karşı büyüyen öfkeyi kabullenemiyorum. Kabullenmek de istemiyorum. Bu benim taşıyabileceğim bir şey değil, biliyorum.

Acının üstüne yürüyenlere...



Kaynak: Pinterest

21 Haziran 2015 Pazar

Can Yarasıdır Bazı Gidişler

“Babacığım” dediğimde göz kapakları hareket ediyordu. Gözleri kapalı sayısını sayamadığım bir sürü hortumla farklı farklı cihazlara bağlamışlardı. Oysa ben O’nu sadece 5 gün önce güle oynaya, yaşamak için hayalini kurduğu şehire yolcu etmiştim.

Doktorları dinliyor, anlıyor ama kabul edemiyordum. Yanına her girişimde “diren babam” deyişim aslında gidişini önceden görüyor olmamdandı. Görüyor ama bırakamıyordum. Elini sımsıkı tutuyordum. Sanki ben bırakırsam alıp götüreceklerdi. Oysa ben inanmak istemesem de babam çoktan karşı tarafa geçmeye başlamıştı.

Çok ağladım, yalvardım, öptüm, kokladım. Hastanede yatan O değil de bir başkasıydı sanki. Yine bir gün “babam ben geldim” dediğimde gözlerini açtı, inanmadılar “ara ara açıyor zaten, refleks” dediler. Olsun ben gördüm o bakışı ne derlerse desinler. Benden daha iyi bilmezlerdi o bakışı, bilmiyor tanımıyorlardı çünkü...

O'nu bildim bileli tertemizdi, şıktı. Mis gibi kokardı. Sudan uzak kalamazdı. 42 günde 1 saç, sayısız sakal traşı oldu. Yine tertemizdi, yine şıktı. Sadece ayakta değildi! “68 kuşağı”ndandı. Öyle hareketli bir yaşamdan sonra bu şekilde kalamazdı. Kendine bu yatışı hiç yakıştıramadı. Sadece kızlarına kıyamadı! 42 güne böldü son nefesini, azar azar verdi. Kendince bizi alıştırarak...

Elini bırakamayışımın her “n'olur gitme” diye yalvarışımın bencillik olduğunu biliyor ama “git” diyemiyordum. İki dünya arasında tam 42 gün geçirdi. İyice ağırlaştığı günlerden birinde gözü yarı açıkken “bizi sensiz bırakma” diye haykırdım, gücüm bitmişti. Zorla aldılar yanından.
42 günde her şeyi konuştum. İçime söz bırakmadım. Duydu hepsini biliyorum. İliklerine kadar aldı sözcüklerimi. Hiç söylenmemiş cümle bırakmadım ne kendime, ne O'na!
Bu süreçte O’na bir tek “elveda” demedim. Artık biliyorum bir gün bir yerlerde elbet kavuşacağız. O zamana kadar kokusu burnuma, anılarımız zihnime emanet o kadar.

Harika bir babanın evladıydım. Boynunda gezebilmiş, sarılabilmiş, arkadaş olabilmiş, koca kadınken bile O’nunla uyuyabilmiştim.




Babam...
Başka biri oldum ben, babasızlar bilir işte! Kalbim eskisi gibi atmıyor şimdilerde, ritmi bile değişti.
Senden kalan birçok şeyin ötesinde ; “Handan” var, sevdiğin esmerliğim ve kara gözlerim var, bir de sana çekmiş meşhur inadım...
Ben nefes aldığım sürece kalbim kalbine, ruhum ruhuna eş...

Babalar Günü’n kutlu olsun “canım babam”!

2 Nisan 2015 Perşembe

Bir Teyze Var Benden İçeri

Anne olamadım ben, yani olmaya fırsatım olmadı. Doğurmak bahşedildi mi bana bunu bile bilmiyorum. Zaten kendimi hiç böyle bir karenin içerisinde görme şansım da olmadı. İçimi sızlatmaz mı bazen? Belki herkes kadar, belki biraz fazlası hepsi o kadar. O nedenle anneler kadar kocaman, içi dolu, anlamlı cümleler kuramam belki. Belki annemin bizi “boğarcasına” sevdiği zamanlarda sıkılıp geri durmam da bu yüzdendir. İnsan bilmediği şeyi yaşayamıyor, belki de bundandır sadece...

Tanrının biz insanlara bahşettiği bir yeti sevmek.  Öyle anne sevgisi, evlat sevgisi, sevgili sevgisi gibi sahiplenici sevgilerim yok benim. Sevmek için başına “sırf öylesine konsun” diye toplumun dayattığı sıfatlara da ihtiyacım yok. Gözü değer gözüme severim, eli dokunur yüreğime severim. Karşımdaki anlamaz bile bazen neden, ne kadar sevdiğimi. 

Yakın bir zamanda teyze olacağımı öğrendim. Ne hissettiğimi tam anlayamadan kocaman bir sevginin içerisine yerleşmiş buldum kendimi. İnsan görmediği, dokunmadığı ve bilmediği bir şeyi de sevebilirmiş meğerse! Hem de daha gelmeden, yeri kalbinde baş köşeye kurulmuş şekilde.
Kıymetlimin kıymetlisi; hoş geldin yüreğime ve iyi ki kuruldun baş köşeme!
Ne iyi ettin. 

Daha güzel sevmeyi öğret bize! Kokunla dağılsın tüm kötülükler...

Gözümle gördüğüme değil kalbimle gördüme eş, birbirine görünmez iplerle bağlı belki de lafı sözü edilmemiş şeylerdir bizi hayatta tutan şeyler, ne dersiniz?

Son olarak;  “kitap okurken ‘eciş bücüş’ uyuyakalacağına, yeğenin için uyuyakalırsın fena mı?” diyen çıkarcı bir kız kardeş var ki; o zaten benim bu hayattaki en kıymetlim .

Nefes alırken hazır; kıymet bilelim şükürle çoğalalım. Kırıp dökmek yerine sarıp sarmalayalım. İnsanları birbirine bağlayan hiçbir şey yokmuş gibi yaşamak yerine, sevgiyle bağlanalım birbirimize. Belki de tek ihtiyacımız olan şey bu'dur.



 Görsel: Pinterest




22 Eylül 2014 Pazartesi

Can Yakıntısı



 Canın her yandığında adımı haykırıyor yüreğin...
Oysa bilmiyorsun ki; benim yüreğim yıllardır sende sürgün.
"Seni özlemek" bu hayatta en iyi bildiğim şey. Düşünüyorum da senden önce özlemeyi bilmiyormuşum ben.

"Seni benden daha çok kimse sevemez" cümlesinin içerisine kilitleyip gittin beni. Kapıyı üzerime öyle sıkı kilitledin ki kimsenin kapıyı zorlamaya cesareti yok. Benim de "ben buradayım" demeye...

Sensiz geçen her zaman birbirinin aynısı zaten. Zaman geçiyor, mevsimler dönüyor. Bir ben aynıyım. Ben sana inandım inamasına ama sana kendimi adayamadım. Sen varken soluk alamazdım, sen yokken yine alamıyorum. Dedim ya değişen bir şey yok. Ben olmadığını biliyorum da sadece tasvir edemiyorum.

Bunların hepsini iyi biliyorum, tanıyorum. Geçti daha önce, yine geçecek...

Şimdi istediğim şey dizlerimi karnıma çekip, ellerimi kafama dolayıp saatlerce kendi gerçeklerimle başbaşa kalmak.

Pervane olmak bu olsa gerek...



16 Temmuz 2014 Çarşamba

Herkes özlediği kadar insan, kalbi kadar adam, diyoruz ya; bırak işte özle özleyebildiğin kadar!

Çok unuttuğum bir duyguymuş; böylesine özlemek...

Bazı şeylere çok kolay alışılmıyor be blog!
Sadece -mış gibi yapmak gerekiyor bazen.
Duygusallık başa bela, gerçek yaşamla bağlarını öylesine kesiyor ki; kalakalıyorsun bazı zam(an)larda.

Evdeki kızım sağlıklı ve yanımda çok şükür. Şirketteki gideli ay oldu.
Her bahçeye çıkışım boğazımda bir düğüm. Onun boş su kabını görmek burunumun direğinin sızısı.

Ve O'nu son gördüğüm cuma, kucağıma gelmek istediğinde "hayır" deyip almayışım. Şimdilerde en büyük pişmanlığım. Üzerimdeki siyah pantolon, ne vardı tüy olsaydın! Ah be kızım; bir keşke de sen bıraktın üzerime. Oldu mu bu?


Dönsen ya! Melek olmamış olsan ya! Bir yerlerde karşıma çıksan ya! Olmaz mı?

Olur ya, hem de ne güzel olur!

Özetle, özlüyorum...

Çok özlüyorum...

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Bir Tutam Mavi

Bugün günlerden "yazasım var!"

Kabul ediyorum yolculuk ve kısa tatillerle şarj oluyorum. Bu ruh halimi seviyorum. Kelebek misali bir oraya bir buraya uçmak beni yeniliyor. Üzerimdeki tozu toprağı atıyorum.

10 günlük tatile tam tamına 20 gün kalmış.

Yazlık tatili yapacağım bayramda. Sabahtan akşama kadar açık havada olacağım. Terastan yüzüme vuran rüzgarla konuşup mutlu olacağım. Akşam üzeri balkona koşup, denizin dalgalı olup olmadığını kontrol edip; kendimi Akdeniz sularına bırakacağım. Çıplak ayakla toprak ve kuma basacağım. 
Arada en sevdiğim Narlıkuyu köy kahvaltısının bol kalorisine, emekli öğretmenimizin akşam üzeri lokmasına ve denizden çıkan her şeyi güzelce mideye indirdiğim Hasan ağabeyin mekanına kontrolsüzce bırakacağım kendimi.


Annemle yazlık komşularımızı gezeceğiz. Bu sefer biraz kalabalık olacağız. Chilek' te benimle yazlıkta olacak ve sevmeyecek bu durumu, herkese olabildiğince tısssss-layacak ^^

Akşamları babam barbeküyü yakacak mis gibi yazlık sofraları kurulacak. Evin kalabalığında annemin söylenmeleri kaybolup gidecek :) Olabildiğince işten kaçacağımız için yine önce söylenecek sonra her şeyi kendisi yapacak. İşte bizim rutin yazlık hallerimiz!


"Sun" kısmıyla hiç ilgilenmiyorum tatillerin. Malum yaşlanmaya hiç niyetim yok. Kendisiyle aramızdaki ilişki sadece akşam üzeri 17:00' den sonra ^^

Birçok unutmaya çalıştığım şeyle, birçok unutmamaya çalıştığım şeyi bir düzene sokmaya çalışacağım kafamda. Bir hizaya sokacağım elbette. Hayatımın hiçbir yerine koyamadığım insanları kafamda bir kıvrımlık odacığa hapsedeceğim. Yine iddialı oldu; en azından deneyeceğim. Turgut Uyar, Tomris Uyar ve Cemal Süreya' yı düşüneceğim. Sonra "Vay be!" diye kendimle konuşacağım. 
Hamak en ideal yer bunlar için!


Bu 10 güne kalabalık gidiyorum. Yanımda tam 3 kitapla! Onlar bitecek, bitmeli. Kendime verdiğim sözleri çok önemsiyorum artık.

Son 20' ye girdik. Hadi bakalım!

Ne diyoruz o halde: Gel tatil gel!


Görsel: Pinterest

14 Nisan 2014 Pazartesi

Kurabiye kokusu...

Beş koca ay olmuş yazmayalı. Aslında kelimelerim çok ama çıkartırsam uçup yok olacaklarmış gibi hissediyorum. Sanki sadece bana yetecek kadar kelimem var. Sustukça çoğalırcasına...

Üzerimde ağır, küflü bir koku var sanki. Burnumu uzattıkça burnuma çalan, kendi kokumu almayı engelleyen! Her şeyi erteliyorum bu aralar. Markete gitme kararını bile uygulayamıyorum. 
Bıraksanız "yağlı, kirli saçlarla günlerce evde otursam pijamalarımla" modundayım ama her gün duş almazsam kurtlanacağımı sanıyorum nasıl olacaksa o!

Dışarıda yağan yağmur beni rahatlatıyor. Bıraksalar karşısında saatlerce oturabilirim. Bir damla seçip içerisine kendimi hapsedebilrim. Saatlerce susup oturabilirim. Saatlerce kahkaha da atabilirim. 

Son zamanlarda bir el ilanı mı bastırıp dağıttım? bilmiyorum ama kendisini beni betimleme zorunluluğunda hisseden insanlar var. Ne dedikleri çoğu zaman umurumda bile değil! "Çok alıngansın!" hayır arkadaşım sen "çok kabasın", "fazla hassassın!" hayır arkadaşım sen "çok duyarsızsın!" Kendimi tartışmaya açtığım çok çok az insan var etrafımda, bilerek ve isteyerek. Onlar da bir elin parmak sayısından azdır; diğerleri bu hakkı, bu cesareti nereden buluyor anlamıyorum.

Diyeceğim o ki; bunların hepsi egodur ego! Bence şimdi usulca dağılabiliriz :)


 Ps: Kitaplarım var, kahvem var, kazağım var hatta kedim bile var. Tek eksiğim bu kadar güzel bacaklar! Onu da becerebilirsem söz bu pozun aynısından ben de çekeceğim. Üstelik fırından mis gibi kurabiye kokusu gelirken ^.^


Görsel: Pinterest