26 Mart 2010 Cuma

Muz Sesleri

Muz Sesleri benim için Ece Temelkuran'ın ilk kitabı, çünkü daha önce hiçbir kitabını okumamıştım. Kitabın adı, adının konulma hikayesini okuduğumda kitabı bir solukta bitirebileceğimi düşünmüştüm. Yanıl-mı-şım!


Yazara ve emeğe haksızlık etmek istemem ama konusu güzel olmasına rağmen yazım dili nedeniye boğuldum, sıkıldım. Nihayetinde yarısına bile gelemeden bıraktım.

Kitap okurken, kitap beni içine alır. Hikayenin bakmışım bir parçası, bir karakteri olmuşum ve sayfalarda gezinmeye başlayıvermişim. İşte bu defa Beyrut sokaklarına bulamadım kendimi:(

Herşeye rağmen siyasi kitapları sevenler için altarnatif olabilir.

Sizler nasıl buldunuz? Okuyanların yorumlarını merak ediyorum...

11 yorum:

gami'den izler dedi ki...

Ben beğenmiştim dediğin gibi siyasi kitapları sevmek lazım ama : )

Yeşim dedi ki...

Canım, ben de zor bitirdim ama o kadar da kötü değildi :)

KaLinka dedi ki...

ben nedense ece temelkuran'a karsi cok antipatigim.{bu aralar diyemiyorum cunku her zaman} bana tuhaf gelio, adini koyamadigim bi tuhaflik. okuyamiyorum bir turlu.

kutsal hatun dedi ki...

Ben okumamistim bunu artik senin yorumlarindan sonrada okumam herhalde :)

EzoNe dedi ki...

Hadi ya beğenmedin demek :(
Ben çok sevmiştim ama biliyorsun :)

EzoNe dedi ki...

Ben çok çok sevmiştim kitabı... Beğenmemene üzüldüm :(

Beyrut Fatoş dedi ki...

okumadım, okuyacağımı da sanmıyorum. halbuki Beyrut benim için değerli bir şehirdir ama o bile Ece Temelkuran okumama yetmeyecek sanırım. Yanılmadıgımı görmek ne güzeeel:):):)):

Beyrut Yıldırım dedi ki...

Beyrut Fatoş'un dediklerine aynen katılıorum :)

Begonvilli Ev dedi ki...

Yazar ve kitap hakkında biraz bilgilenmem lazım; sonra okunacaklar listeme girip girmeyeceğine karar vereceğim. Okunacak epeyce kitap var sırada.

gunesyuksel dedi ki...

ece temelkuranı hep dövme istegi vardır bende. nedeni köşelerinde denemelerinde bu kadar guzel aklımdakı cumlelerı sanki benim dilimden benım yerime kurarken, iş kıtap yazmaya gelınce neden cerebral kıvrımlarıma hiç hitap etmez acaba diye düşünmemdir.. kitabı gene bana göre degildi..

Defne Soysal dedi ki...

Ben de kolay okunan bir kitap olmadığı konusunda size katılıyorum.Köşe yazılarında son derece akıcı beğeniyle okuduğum ece temelkurandan bu tarz bir roman beklemediğimi itiraf etmeliyim ancak Ece temelkuranın giriş bölümünde sanırım anlattığı gibi bu yazım tarzı farklı bir kurgulama.Artık bu tür romanlara kendimizi alıştırmamaz lazım. Okuyucuyu alıp kolayca içine çeken, bir solukta okuduğumuz kurgulardan çok daha zengin, insanı okurken yoran ama bir okadar zenginleştiren bu türü artık ben sevmeye başladım. Öyle bir çırpıda okuyup geçemiyorsunuz. Sindire sindire, düşüne düşüne okuyup size kitap bittiğinde kattığı zenginlikleri farkettiğinizde inanamıyorsunuz.Bu onun ilk tecrübelerinden.Roman yazdıkça kendi tarzını da yaratacaktır.Aynı elif Şafakta olduğu gibi. Ödüllü İlk romanı Pinhanı okuyunca çok şaşırmıştım.Çünkü Baba ve piçte daha önce okuyup daha çok sevdiğim alegorik bir anlatım tarzı vardı.Sonra siyah süt ve aşkı okudum ve zaman içinde nasıl değiştiğini anladım.Ben ce Eceye de zaman tanımalıyız.Yine de kitapta Yoksullara dokunmamak için fazla ekmeklerin asıldığı kapının önündeki ekmek ağacı, kapı önünde biriken, eksilen, eklenen ayakkabılarla ölümün ilintisi ya da taze un kokusu,"zenginler kendilerine hizmet edenlere üniforma giydirirler çünkü köle olduklarını görmek istemezler" şeklindeki yorumu yoksulların zenginlere duyduğu öfkeyi çok farklı tarzda anlaması beni çok etkiledi.Yine beni etkileyen bölümler:
" Aşk da bir insanı başka bir hayata davet etmektir.Bir insan bir insanda başka bir hayatın kapısını görünce âşık olur Sanırım kadınlar birbirlerini saçlarından iyileştiriyorlar Filipina. Tel tel, uç uca bir şifa çemberi kuruyorlar. Onları izledim. Annenin uzun, siyah saçlarını, aklının içindekileri sıyırıp alır gibi çöze çöze, tuta tuta taradılar. Belki de bu yüzden kadınları yok etmek isteyen kadınlar tarih boyunca önce onların saçlarını kesiyor. Saçsız bir kadının tutulacak yeri kalmayacağını, artık iflah olmayacağını biliyorlar.
(?) Savaşı hastanede anlarsın Filipina. Savaşan değil, kaybetmiş erkeklerin cephesidir bu. Erkeklerin değil, erkek kalıntılarının cephesi. Artık kimse savaşmadığı için acıklıdır görüntü. Yaralardan değil, kandan da değil. Çaresizlikten ve ağrı kesicisiz dikilen kesiklerden de değil. Savaşmayı bırakmış erkekler, savaşanlardan daha ürkütücüdür. Acının yaşanmasına izin verildiği bu cephe, en kanlı cephesidir savaşın.Sevgiyle

Yorum Gönder

şekerlerim ne demiş:)